0 yorum

transylvania

0 yorum

kaldırım serçesi

0 yorum

0 yorum

micmacs

0 yorum

baka dilde aşk

0 yorum

vengo

0 yorum

eşkiya

Özlemiştim. Ne garip hayat ya! Kim bilir belki de bir sonraki izleyişimde Uğur Yücel'den daha büyük olcam. Zincirleme hatıralar geçidi, bi burukluk, bi eziklik...

0 yorum

beetlejuice

Bıkılır mı acaba bu filmden?

0 yorum

Where the wild things are

Spike Jonze harikası. Maurice Sendak'ın 1963'te
yazdığı kitaptan uyarlama. Hatta Sendak'ın
kitabı için yaptığı çizimler de filme geçirilmiş.
İzlenmeli en yakın zamanda.
Ayrıca Pandora'da kitabını buldum.
Şimdi de kurt kostümünden istiyorum.
Hatta Max gelsin nüfusuma geçsin
evimde kalsın istiyorum. O nasıl bir
oyunculuk o nasıl bir şekerlik. Gelsin
bütün masallarını dinlerim onun.
Müzikler Yeah Yeah Yeahs'ten
Karen O imzalı ve müthiş.

0 yorum

Napoleon Dynamite

Jared ve Jerusha Hesse çiftinin yazdığı film. Daha önce jeneriğini görüp bayılmıştım ama izleyene kadar yıllar geçti. Çoğu filmde nerd lan bu, ahaha losera bak diye eziklenen anti-kahramanlar olur ya bu filmde onlardan biri kahraman. Onun hikayesini izliyoruz, en çok ona yakın hissediyoruz. Gerçi diğer karakterler de bence efsane. Hepsi ayrı ayrı inceleme altına alınmalı izlerken. Pedro Sanchez, Rico amca, Kip, büyükanne, bahçede yaşayan lama... İnsanın ömrüne ömür katar öyle bir aile =) Film bitince hooop diye kapamayın bekleyin sonuna kadar. Creditsten sonra devam ediyor zira...

0 yorum

Radio Days

1987 yapımı Woody Allen filmi. Radyonun kitle iletişim aracı olarak günlük hayatta önemli rol oynadığı 40lar, Allen'in çocukluğu. Film boyunca oyunculardan birinin sesine kafayı taktım bunu nerden tanıyorum diye. Hayır İngilizce konuşan kaç tane tanıdığım var ya da deli gibi izleyip sesine alıştığım kaç dizi, film oyuncusu var ne alaka bu kadın diye düşünürken filmi bitirdim. Sonra Marge Simpson'ı seslendiren kadın olduğunu öğrendim ekşiden... Evet tekrar izleyeceğim =)

0 yorum

İspanyol Pansiyonu


İspanyol Pansiyonu 2002 yapımı bir Cedric Klapisch filmi. Başrolde Gadjo Dilo'da da oynamış olan Romain Duris ve Audrey Tautou var. Erasmus programı için İspanya'ya gitmeye karar veren Fransız Xavier'in havaalanında tanıştığı bir çiftin evlerinde bir süre kalmasıyla başlayan ve daha sonra bulduğu bir öğrenci evinde yaşadığı olaylarla devam eden 1 yılını izliyoruz. Bir çok farklı ülkeden öğrencilerin beraber yaşadığı evde ortak bir yaşamda rahat yaşayabilmek için buldukları çözümler, kurdukları düzen içerisinde birbirleriyle olan ilişkileri,yardımlaşmaları ve düzenlerini korumak için yaptıkları filmi ilginç kılan noktalardı. Telefonun durduğu yerde duvara astıkları kağıtta aranan kişinin evde olmadığı farklı dillerde yazılıydı ve beni en çok gülderen sahnelerden biriydi. Filmle ilgili yeni öğrendiğim bir bilgi de

Les Poupees Russes isimli bir Klapisch filminin bu

filmin devam niteliğinde olduğu.

0 yorum

Pera Müzesi




Arkadaşlar Pera Müzesi giriş ücretleri şu şekilde

Tam: 7 TL

Grup: 5 TL (10 kişi ve üstü) İndirimli: 3 TL (12 yaş üstü öğrenciler, öğretim görevlileri, 60 yaş ve üstü)

Ücretsiz: Engelliler ve her engelliye refakat eden bir kişi, 12 yaş ve altı çocuklar

Genç Çarşamba: Her Çarşamba Pera Müzesi öğrencilere ücretsiz.


Ziyaret Saatleri
Salı - Cumartesi 10.00 - 19.00
Pazar 12.00 - 18.00
Müze Pazartesi günleri kapalıdır.


0 yorum

Botero canımın içi...



Mevlüt Akyıldız sergisini kaçırıp kafamı muhtelif yerlere vurduktan sonra, cuma günü ne yaptım ettim gittim Botero sergisine.Bu iki ressamın bende yarattığı neşe birbirine denk. Sergiye dönecek olursak 64 eseriyle Botero 18 Temmuz'a kadar Pera Müzesi'nde. Üstelik Peter Schamoni'nin yönetmenliğini yaptığı 90 dakikalık bir film de görebilecekleriniz arasında.Ücretsiz olan bu etkinliğin gösterim saatleri şu şekilde:


7 Çarşamba 19:00 / 9 Cuma 19:00 / 10 Cumartesi 15:00 /11 Pazar 15:00

14 Çarşamba 19:00 / 16 Cuma 19:00 / 17 Cumartesi 15:00 / 18 Pazar 15:00


Sergi sirk, boğa güreşi, Latin Amerika yaşamı, Latin Amerika halkı, ölüdoğa ve sanat tarihinin ustalarından uyarlanan eserlerle 6 bölümden oluşuyor.

Ayrıca Pera Müzesi'nin bir diğer hoşluğu Pera Cafe'de "Kolombiya Mutfağından" isimli bir mönü hazırlamış olması. Tabi bu mönünün sergi kapsamında hazırlandığı ve 18 Temmuz tarihine kadar geçerli olduğu gibi bir nokta da var.


Biraz da Botero'nun yaşamından bahsetmek istiyorum. Kolombiyalı sanatçı 4 yaşındayken babasını kaybeder ve fakirlik içerisinde büyür. Kendisini de zaten 'en dibi zaten görmüş biriyim' şeklinde tanımlar. Kafasını boğa güreşleriyle bozmuş olan dayısının ısrarlarıyla 12 yaşında Boğa Güreşleri Okulu'na başlar fakat boğayla göz göze geldikleri anda o kadar yürekli olmadığını anlar. Ama boğa güreşine olan tutkusu bitmez ve eline ne zaman kağıt kalem geçse boğa ve matador çizimleri yapmaya devam eder. Büyüdüğü şehir tutucu ve sanatla uzaktan yakından alakası olmayan bir şehirmiş ve Botero ilk gerçek resmi 19 yaşında bir müzede görmüş. Picasso hakkında yazdığı bir yazı sebebiyle de üniversiteden atılmış.


0 yorum

Dancer in the dark

Laes von Trier'in müzikali. Björk'ün canlandırdığı Selma karakterinin hayal müzikali. Bir fabrikada çalışan, oğluyla karavanda kalan, kör olmak üzere olan, ek işlerle biraz daha fazla kazanmaya çalışan, deli gibi para biriktiren ve oğlunun ihtiyacı olacağı ameliyat için para denkleştirmek için didinen, sonrasında uğradığı iftira, parasını kaptırmamak uğruna işlenen cinayet, hapishane, hücre ve darağacı. Kısacası ömür törpüsü... Hayatta, gerçekten kaşındığım anlarda, kendi kendime mutsuzluklar çıkardığımda, izleyebileceğim bir film. Yazacak ne kadar az şey ve düşünecek ne kadar çok şey var...


imdb puan: 8

0 yorum

The Cat Returns

The Cat Returns Hiroyuki Morita'nın 2002
yılında yaptığı bir anime. Haru adlı kızın çok küçükken kurtardığı bir kediyle, seneler sonra başka bir kediyi daha kurtarmasıyla yolu kesişir. Bir kedi krallığı, evlendirilmek üzere kaçırılan kız ve diğer kedilerin onu kurtarma macerası çok keyifliydi. Arada şöyle bir şey diyordu kediler içerisinde en sevdiğim olan Baron Haru'ya: kendin olmak için ne yapman gerekiyor bunu düşünmelisin. O zaman, hiçbir şeyden korkmazsın.

imdb puan: 8

0 yorum

Kiki's delivery service

1989 yapımı bir Miyazaki filmi. 13 yaşına gelen Kiki cadılık eğitiminin bir parçası olan kendi ayakları üzerinde durma hadisesi sebebiyle evinden ve ailesinden ayrılarak bilmediği bir şehire gitmeye karar verir. Ailesi de cadı olduğundan makul olan bu kararı uygulamak için Kiki sadece kedisi ve babasından aldığı radyo ile evinden ayrılır. Yerleştiği şehirde hiç cadı yoktur ve Kiki çalışacak bir fırın bulur ve üst katta kalabileceği bir odaya da kavuşmuş olur. Kendi işini kurması biraz tesadüfen de olsa kuryelik Kiki'nin hem zorlanmadan yapabileceği hem başarılı olabileceği tek iştir sonuçta. Yeni arkadaşları, kedisinin başka bir kediye aşık olması, Kiki'yi kahramanlık mertebesine yükseltecek bir kaza, Kiki'nin korkuları ve karşılaştığı engelleri aşması gibi bir çok yeni şey Kiki'nin hayatındaki değişikliklerdir.


imdb puan: 8

0 yorum

New York I love you

New York'ta olan ama bitmeyen 15 hikaye daha doğrusu hikayecik ya da kocaman hikayelerin ufak kesitleri... 15 yönetmenin ortak çalışması. Benim için en önemli özelliği Uğur Yücel'i bu kadar sevip neden bütün filmlerini izlemediğimi düşündürtmesi ve harekete geçirmesi. Birbiri içerisine girmiş öyküler, kesişen yollar, farklı hayatların ortak paydaları gibi düz bir mantıkla olacakları bekledim ama tam olarak böyle olmadı. Peşpeşe sıralanmış hikayeler gibiydi ama birkaç tanesi bölünerek diğerlerinin aralarında kurgulanmıştı. Bazı hikayelerdeki insanlar karşılaştı diğerleri kendi anlatıları içerisinde kaldı. Bazılarını tekrar görmeyi umdum, bazılarında bu olay burda kalsın dedim. Anlayamadığım, anlamak için kafa yormayıp nasıl olsa bir yerlerde ben bunu çözerim diye düşünüp diğer hikayelere daldığım için bazı yerler bende kayıp açıkcası. Bir hikayede durgunluk yetiyorken ve verdiği his daha önemliyken bir başkasında ufak bir çarpışmanın ardından arka arkaya gelen detaylar daha dikkatli izlenmesi gereken bir hikayeyle başbaşa olduğumuzun sinyallerini veriyordu. Sakin kafa, sağlam bir dikkatle bu film de tekrar izleneceklerin arasında yerini aldı...


şmdb puan:6

0 yorum

raging bull


















Raging Bull

Jack La Motta'nın kaleme aldığı özyaşam öyküsünden uyarlanmış olan Raging Bull, 1940larda geçen siyah beyaz bir film. Boks şampiyonluğundan açtığı barda yaptığı komedyenliğe kadar uzanan hikayesinde La Motta'yı canlandıran De Niro bir yıl boyunca La Motta'dan boks dersleri almış ve kısa sürede çok iyi bir boksör olmuş. Rolün hakkını fazlasıyla vermiş ve çekimler sırasında kırdığı kaburga kemikleri, kazandığı maçlar, aldığı 25 kilo gibi ilginç detaylar bunun en büyük kanıtlarından. İyi ki De Niro kendini bu kadar kaptırmış ve bu film olmuş. En iyi kurgu Oscarını almış olsa da La Motta ortaya çıkan işten pek memnun kalmamış. Yönetmen Scorsese'ye rolü kendisinin oynamak istediğini belirttiğinde destek görmediğinden ya da izlerken hatalarıyla ve acı gerçekleriyle tamamen yüzleştiğinden olabilir bu memnuniyetsizlik. Garip tutumları, hırsları, kıskançlıklarıyla dünyayı hem kendine hem karısına dar ettiğinden de pişmanlık duymuş olacak ki ilk gösterimde filmi beraber izlediği eski karısına o kadar kötü olup olmadığını sormuş. Daha da kötü olduğu cevabı muhtemelen La Motta'yı bok gibi hissettirmiştir.

imdb puan: 8