0 yorum

freaks





















1932 yılında çekilen bu filmin yönetmeni Tod Browning'e asıl ün kazandıran film Dracula'dır.
1914 yılından itibaren 63 filme imza atmış yönetmenin kariyerini bitiren olayın ise bu filmi çekmek olduğu söylenir. Sessiz sinema döneminde pek çok korku filmi çeken Browning, bu dönem bittikten sonra da içinde korku öğeleri barındıran filmlerine devam etmiştir. Freaks filmi 1960'lı yıllara kadar 30 yıla yakın süre yasaklıydı. Şu anda kült filmler arasında yer alsa da gösterime ilk girdiği tarihlerde insanlar sinemalarda çığlıklar atarak izlemiş, salonları terketmiş ve filmi korkutucu bulmuşlar. Amerika'nın önce filmi sansürlemesi ardından gösterimden tamamen kaldırması ve çoğu ülkede yasaklı film olarak anılması sebebiyle yapımcılar Browning'le çalışmak istememişler. Bugün bile insanların filmi rahatsız edici bulduğu düşünülürse o yıllarda insanların bu tepkisi çok da garipsenecek bir şey değil.

imdb puan:6

0 yorum

kırık kucaklaşmalar


Los Abrazos Rotos, Pedro Almodovar'ın son filmi. Kırık kucaklaşmalar olarak çevrilen bu film, yine hem renkleriyle hem müzikleriyle çok sevdiğim bir Almodovar filmi oldu.

Mateo olarak yaşadığı hayata Harry olarak devam eden, etmek zorunda kalan bir yönetmenin yaşadıkları, sırları, ondan saklananlar, kabullenmeleri üzerine bir film. Hayatının kadınını ve yaşamının en önemli amacı olan mesleğini yapmasındaki en önemli şey olan gözlerini kaybeden Mateo bundan sonra yazdığı tüm hikaye ve senaryoları Harry Caine ismiyle imzalar. Yaşadığı korkunç kazanın öncesinde ve sonrasında olan bazı olaylar hem hatırladığı gibi değildir hem de saklanan kısımlar vardır. Gerçekleri öğrenirken bir karar verir ve üzerinden seneler geçen filminin kurgusunu gözleri görmese de içine sinecek şekilde tekrar yapar.

imdb puan:8

0 yorum

9.99

Stop motion işler büyük bir emek ve zaman gerektirdiğinden bence çok kıymetlidir.

Filmde bir apartmanda yaşayan insanların türlü dertleri, çözümleri ve yaşamdaki duruşları var. Bence güzel tarafı da bu insanların çok sürprizli olmayıp gidişatlarıyla vazifenin durumundan ipuçları vermeleriydi. Oyuncak almak için para biriktiren çocuğun,sevgilisi için vücudundaki tüyleri aldıran adamın,kitaplardan öğrendiklerini uygulamaya çalışan çocuğun hepsinin tavırları çok tutarlıydı ve bence en çok filmin bu özelliği filmin derli toplu anlatımına katkı da bulunmuş. Film durağan değildi, sıkıcı da değildi ama tatlı bir yavaşlığı vardı ve keyifliydi.

imdb puan:6

0 yorum

Gadjo dilo

Tony Gatlif'in çingenelerin yaşamını konu alan filmlerinden biri... Kendisi de bir çingene olan Cezayir asıllı Gatlif hem yazmış hem yönetmiş.

Film çok çok güzel. Ama müziklerini nasıl anlatabilirim şimdi burda ben? Frida filminin soundtrack albümü benim için çok özeldir ve sanırım bu filmin albümünü de 1500 kere falan dinleyeceğim. Filmde bir gadjo (yani bizim çingenelerimizin deyimiyle gaco yani çingene olmayan kişi) aradığı bir müzisyen için geldiği Romanya'da yeni bir hayatın içinde yaşamaya başlar. Filmde de hayattaki gibi bir çingeneler vardır bir de diğerleri yani gadjolar. Kültürleri, eğlenceleri,yaşam tarzları, müziklerinin dışında, çingenelerin üzüntülerinin, birbirlerine olan bağlılıklarının da bambaşka olduğunu bir kez daha görüyoruz. Filmi seyrederken içmek istedim ve aklımdan sürekli, tanımadığım, insanlarının dilini bile bilmediğim yerlere gitmenin ne kadar müthiş olacağı geçti. Bir de müziksiz yaşamanın ne kadar mümkünatsız olduğu.

imdb puan:9

0 yorum

Roman Holiday

Roman Holiday filmi 1953 yapımı siyah-beyaz bir film ve tüm zamanların en romantik 20 filmi arasında diye duymuştum. Bunun doğrulunu araştırırken IMDB'de en iyi romantik filmler arasında göremedim ama ilginç bir bilgiye ulaştım. Şimdi şöyle bir durum var ilk 50'de, 8.4 oy oranıyla 13. sırada Kibar Feyzo var. Eternal Sunshine of Spotless Mind'ın hemen altında. En yakın zamanda izlemem lazım çünkü senelerdir izlemediğim bir film bu ve hiç hatırlamıyorum. Roman Holiday'e dönecek olursak film Audrey Hepburn'e ilk Oscar'ının kazandırmasının dışında onun ilk ciddi rolüdür.

Filmde, yoğun bir koşuşturmaca ve protokollerden sıkılmış bir prenses ve haber yapmak için kendisiyle ilgilenen Amerikalı bir gazetecinin Roma'da yaşadıkları bir günü izliyoruz. Roman Holiday daha sonra çok fazla sayıda filme konu olmu hatta Yeşilcam bile taklidini yapmış. Kartal Tibet ve Filiz Akın, Türker İnanoğlu'nun yönetmenliğini yaptığı İstanbul Tarihi filminde değişik bir versiyonunu canlandırmışlar.

imdb puan:8

0 yorum

Adaptation

Being John Malkovic filminde olduğu gibi Adaptation'ın da senaryosunu Charlie Kaufman yazmış,Spike Jonze yönetmiş. Ben iki oturumda izleyebildim ama beğendim de=)Benim için akıcı bir film değildi ama sıkıldığım noktalarda ya beni derin düşüncelere iten bir sözle ya da hızlanan bir tempoyla geri çekti. Tutkular ve vazgeçişler, bol çabayla kazanılan zaferler, sanılanla yaşananların çok da örtüşmemesi, yaratma sürecinde çekilen kahırlar...

Filmde Kaufman'ı oynayan Nicolas Cage aynı zamanda bir diğer Kaufman olan Donald'ı da canlandırmış. Donald, Charlie Kaufman'ın filmdeki ikizi. Charlie dış görünüşü ve kusurları sebebiyle fazlasıyla gergin ve mutsuzluj yaşayan, atılgan olmayan, temkinli ve kontrolu sağlamak adına çok da rahat yaşayamayan biri. Bunun yarattığı baskı işine ve özel yaşantısına şüphesiz kötü etkiler bırakıyor ve üzerinde çalıştığı senaryoyu yazarken tutuk ve güvensiz. Donald ise tam tersine sosyal ilişkilerde girişken, keyifli ve öyle ya da böyle bir şekilde senaryosunu tamamlayabilen biri. Üstelik başarılı bir şekilde. Charlie ise vaktini senaryolaştırmaya uğraştığı kitap işini nasıl kotaracağını bulmaya harcar. Kitap bir orkide tutkunu olan adamın üzerinedir ve yazarla tanışmamış olsada Charlie kadını fazla önemser ve karşılaşmalarını sürekli engeller. Olaylar tabi bir noktadan sonra sarpa sarar, garip gerçekler ortaya çıkar, ölenler olur, aşklar tazelenir ve Charlie senaryosunu kardeşinin de yardımı sayesinde bitirir.

imdb puan:7

0 yorum

Mükemmel bir gün

Listede olmayan bir film bu. Pazar günü hem kötü havanın bozduğu moralimi biraz düzeltir hem de annem de sever diye düşünerek izlemek istedim. Ferzan Özpetek filmi olduğu için yine Sezen Aksu çalıyor (tıpkı Fatih Akın filmleri gibi) ve yine Serra Yılmaz çok ufak bir rolle, dondurmacı olarak karşımıza çıkıyor. Film boşanmış bir çiftin son 24 saatini konu alıyor. Eski karısına hala aşık olan ve çocuklarla beraber eve dönmesini isteyen bir adam, mutsuz ve umutsuz hayatlar, kadının ayakta durma çabası... Adına aldanıp öyle gökkuşakları, kalpler, neşeli danslar falan beklemedim, bir sürpriz olacağı belliydi ama tam bir dram bu. Filmin müzikleri yine çok güzel...


imdb puan:6

0 yorum

Man on the moon

Jim Carrey'nin abartılı oyunculuğu rolü gereği de olsa beni hep iter ve içimden hiç izlemek gelmezdi. Gerçi Eternal sunshine of the spotless mind'da bu önyargımı kırmış olsam da yine bir komedi, yine tonla atraksiyon durumu var bu filmde de sanmıştım. Andy Kaufman'ın hayatını canlandırdığı filmde müziklerin tamamı REM'e aitmiş. Ve Man on the moon finale saklanmış, iyi de olmuş. Filmde şaşırdığım nokta ise Courtney Love oldu.

Andy Kaufman'ın şov dünyasına girmeden önce ufaktan alıştırmalar yaptığı küçük odasında babasının seyircisiz oynamasını yasaklaması ve Andy'nin seyirci diye karşısına aldıklarının duvar kağıdı deseni olduğunu yüzüne vurmasıyla ilk golü attı bana. Sonrasında şovmen olmaya giden yolda yaşadıkları, televizyon dünyası, bize verilenlerin mutlak doğru olmadığı ve reklamlar girdiğinde ordaki dünyanın bambaşka olması gibi bilinen şeyler hem hüzünlü anlar hem sinir bozucu durumlar içerisinde aktarılmış. Çok fazla detaya girmek istemiyorum çünkü izlemenizi umuyorum ama son olarak hayat verdiği 2 farklı karakterle tutunma çabası, ölümü, dönüşü ve I'll Survive şarkısı beni benden aldı...

imdb puan:8

0 yorum

Amadeus

Milos Forman'ın yönetmenliğini yaptığı Amadeus

defalarca izlemeyi düşündüğüm çarpıcı bir film. Bir Mozart hikayesi izleyip, o dönemin kültür ve din referanslarına doyarım sanıyordum. Filmin adının Amadeus olması zaten beni kronolojik sırayla bir şeyler izlemeyeceğime ikna etmişti. Bir insan olarak Amadeus muhakkak çok farklı şeyler gösterecekti ama bu sadece onun hayatı da değil. Kraliyet sanatçısı olan Salieri'nin hırs, kıskançlık, takıntı ve kompleksleri çok insanca, insana ait duygular ama dozu çok fazla. Tanrıyı sorgulama tarzını, hayatı kendisine zehir etmesini ve müziğin aşk mı yoksa onu ezen bir beton mu olduğunu anlayamadım. Çaresizliğinin boyutu tanrıya savaş açmasına sebep olacak kadar büyükmüş. Filmde içimi acıtan çok fazla nokta oldu. Karısının parayla bozmuş olduğu kafası, babasına olan acımazsızlığı, Amadeus'un günden güne bozulan ruh ve beden sağlığı, cenaze gününün olmazsa olmazı karanlık bir hava ve yağmur, ardından toplu bir mezara pat diye bırakılan bedeni ve üstün körü fırlatılan kireç, requiem'i yazdırdığı son anları, Salieri'nin kaldığı hastanedeki insanların yaşadığı koşullar, zincirler, kafesler... Akılda filmden geriye en çok Amadeus'un o muhteşem kahkahası kalıyor bir de.

imdb puan:9

0 yorum

Twin Peaks : Fire Walk With Me


Twin Peaks : Fire Walk With Me

David Lynch'in gerim gerim gerdiği bir film benim için bu. İlk yarım saat keyifli gitti. Çözülmek istenen bir cinayet, kasabadaki lavuk şerif ve ajan Chester Desmond muhabbeti güzeldi. Ama sonrası beni yordu. Rüyalar, halüsinasyonlar,sol kol olduğu söyleyen bir cüce, babanın şiddeti ve sonrasında dengesiz tavırları,seks partileri... Kafamda oturtamadığım, benim için muamma bir sürü detay var hala. Tekrar izlenmeyi düşünüyorum. Filmin en başında ajanla tanıştırılan ucubeden hallice kadının üstü başı, hali tavrı, her bir hareketi bir çok anlam taşıyor, bunlar söylenene kadar da dikkat çekmiyor.
Desmond'u canlandıran Chris Isaak ve David Bowie ise filmin sürpriz oldu.

imdb puan:6

0 yorum

soul kitchen

Fatih Akın'ın yönetmenliğini yaptığı Soul Kitchen'la açılışı yaptık geçen hafta. Roll dergisinde Fatih Akın'ın bu filmi çekeceğini okumuş ve feci merak etmiştim. Sonra ne oldu? Aşka ruhuna kat gibi sikindirik bir isimle vizyona girdi. Hayır Soul Kitchen ismi yeterince güzelken neden böyle bir çılgınlık yaptı ki bu adamlar derken galada salona koku yaymak gibi daha da çılgınca birşey yaptıklarını duyduk. Açıklamaları falan da rezzalet komik. İnsanlar buna hazır mı bilememişler de ürkütmek istememişler de, sanki bu insancıkların burnu ömrü hayatları boyunca koku nedir bilmemişti. Neyse işte hevesim kaçtı, üşendim, bugün olmaz ama belki yarın tavrıyla bu zamanlara geldim.

Film süperdi. Yine Moritz Bleibtreu ve Birol Ünel var, işte Yunanlılar da burda, hah Sezen Aksu da çaldı ee daha ne olsun derken Uğur Yücel... Gerçi hoş böyle olunca bu 4ü ordaki masalardan birinde batak falan çevirse bile oturur izlerim... Zinos Kazantsakis hangardan bozma bir mekanı restaurant olarak işleten, çok başarılı olmasa da belli müşterileri, iyi kötü bir sevgilisi olan, bel ağrılarından muzdarip bir Hamburg sakinidir. Yani Zinos'un loser'lık bir durumu falan yok. Arkadaşları, kardeşi Zinos'u sever sayar, Zinos da allaha şükür sevgilisinin veda yemeğinde tüm ailesinin yanında gayet rahat fırça kayabilecek kadar da özgüven sahibidir. Sadece kötü bir dönemden geçiyor ve üstüste gelen bazı olaylar onu aşağıya çekiyordur.Restaurantı elinden almak isteyen eski bir arkadaşın ibnelikleri, maliye borcu, sağlık bakanlığı, hijyendi, standartlardı derken Zinos'un bükülmeye meyilli beli büsbütün bükülüyor. Çin'e giden kızarkadaşın derdi bi yandan, erkek kardeşi Illias bi yandan hayatı değişiveriyor adamımızın. Önce şef değişiyor, kalite artıyor, hergele birader hapisten çıkıyor cebren ve hileyle edindiği müzik ekipmanıyla restaurantın yakınlarına açılan müzik okulunun öğrencilerini coşum coşum coşturuyor.Daha masaya taşınırken tepsiden aşırılan yemekler, orgazmik tatlılar, süper müzikler. Ama ağlarını örmekte olan kader boş durmuyor bir yandan verirken diğer yandan alıyor allah. Zinos kıçını kırıp götünün üstüne otursa, efendi gibi işinin başında dursa her şey daha da güzel olacaktır ama o "aç parantez" gövdesiyle kendini Çin yollarına vurmak ister. Havaalanında karşılaştığı sevgilisinden babannesinin cenazesine geldiğini öğrenir. Zinos kendisini anında başkalarının kollarına atmış olan bu dilberle uğraşırken birader dükkanın bereketini kaçırmakta ve kocca mekanın başını yemekle uğraşmaktadır. Hem dangalak hem nankör olduğu için kumarda kaybeder ve bundan sonrası dükkanı geri alma çabaları, yine hapisler, feleğin türlü küçük cilveleri,abartılı komiklikler ve başarmaları.Son? Ağız kulaklarda,yanında izleyenle beraber bir "yaaaaaa amaaa" tepkisi.
Soundtrackler gerçekten çok güzel bulmak lazım tez zamanda.

imdb puan:9

0 yorum
















İzlemem gereken çok film var benim biliyo musun?